Sıradan bir sabah alışkanlığı gibi başlayan ancak vücudun en derin mekanizmalarını harekete geçiren bu kararın sonuçları, tıp dünyasında bile hayret uyandıran bir dönüşümün kapılarını araladı. Her sabah mutfağa gidip o küçük ama keskin aromalı mucizeyi aç karnına tüketmeye karar veren adam, sadece birkaç hafta içinde vücudunun verdiği sinyallerin nasıl değiştiğini hayretle izlemeye başladı. İlk günlerde mide çeperinde hissettiği o hafif yanma hissi, aslında içerideki biriken toksinlerin ve zararlı mikroorganizmaların temizlenmeye başladığının ilk habercisiydi. Midenin boş olması, sarımsağın içindeki o sülfürlü bileşiklerin hiçbir engelle karşılaşmadan doğrudan kana karışmasına olanak tanırken, vücut adeta doğal bir antibiyotik banyosuna girdi.
Günler ilerledikçe, adamın en çok dikkatini çeken şey, sabahları üzerine çöken o bitmek bilmeyen yorgunluğun yerini tarif edilemez bir dinçliğe bırakması oldu. Kan dolaşımındaki direncin kırılması ve damarların esneklik kazanmasıyla birlikte, hücrelere giden oksijen miktarındaki artış aynadaki yansımasına bile yansıdı. Cildindeki o donuk ve solgun renk, yerini sağlıklı bir parıltıya bırakırken; bağışıklık sisteminin ulaştığı o çelikten kale kıvamı, çevresindeki herkesin mevsimsel hastalıklara yakalandığı dönemde onu tek başına ayakta tutmayı başardı. Ancak asıl mucize, sindirim sisteminin en ücra köşelerinde gerçekleşen o büyük temizlik operasyonundaydı.