Sana bakamam

"Sana bakamam," diyerek felçli annemi gizlice huzurevine bırakıp kaçmıştım. O rutubetli, soğuk koridorda tekerlekli sandalyesinde otururken arkamdan bana son bir kez bakışını hiç unutamadım. Vicdanımı susturmak için kendime durmadan yalanlar söylemiş, bahaneler uydurmuştum; işlerim kötüydü, borç batağındaydım, yaşadığım ev onun o tekerlekli sandalyesiyle rahatça hareket etmesine uygun değildi... Fakat asıl gerçek, onun yükünü omuzlamak istemeyen bencil, korkak ve tahammülsüz bir adam olmamdı. Yıllar geçti, hayatın koşturmacasına ve kendi dertlerime o kadar daldım ki, onu bir kez bile ziyarete gitmedim. Telefon numaramı bile değiştirmiş, geçmişime dair o ağır kapıyı tamamen üzerime kilitlemiştim. Ta ki o soğuk perşembe sabahı, polisin beni bulup hastaneden gelen o kahredici haberi verişine kadar. Annem Fatma vefat etmişti. Eşyalarını teslim almam için beni morga çağırdıklarında yüzüm kızararak, adımlarımı sürüyerek o binaya gittim. Fakat vefatından sonra hastaneden bana teslim edilen o küçük tahta kutunun içinden çıkanları gördüğüm an, utancımdan olduğum yere yığıldım!

Devlet hastanesinin loş, kasvetli ve insanı üşüten o alt katında, elinde bir tutanakla bekleyen hemşire bana acıyarak değil, daha çok iğrenerek bakıyordu sanki. "Fatma Hanım'ın tek yakını siz görünüyorsunuz Ferhat Bey," dedi buz gibi bir sesle. "Yıllardır onu hiç sormamışsınız. Üzerinden ve odasından çıkan tek kişisel eşyası bu." Elime eski, kenarları aşınmış, ceviz ağacından yapılma küçük bir tahta kutu tutuşturdu. Kutunun üzerindeki o tanıdık el oyması desenleri görür görmez boğazıma yumruk gibi bir şey oturdu; bu, benim çocukluk yıllarımda rahmetli babamın annem için kendi elleriyle yaptığı, annemin en kıymetli eşyalarını sakladığı kutuydu. Evden ayrıldığım o utanç dolu gün, bu kutuyu kucağından hiç bırakmamıştı.

Ellerim titreyerek kutunun paslı, küçük mandalını açtım. İçinden maddi bir değer çıkmasını beklemiyordum zaten, annem Fatma hayatı boyunca yokluk çekmiş, sadece benim için çabalamış cefakar bir kadındı. Ancak kutunun kapağı gıcırdardayarak aralandığında, karşılaştığım o manzara zihnimdeki tüm bahaneleri bir cam kırığı gibi paramparça etti. Kutunun en üstünde, benim ilkokul yıllarımda kolumdan hiç çıkarmadığım, üzerinde 'Süper Kahraman Ferhat' yazan ve yıllar önce kaybettiğimi sandığım o ucuz plastik saat duruyordu. Meğer o saati benim için bir hazine gibi saklamıştı. Altında ise kalın bir lastikle sıkıca birbirine bağlanmış, sararmış kağıtlardan oluşan koca bir tomar mektup ve eski bir hesap cüzdanı vardı gorsele ilerleyn devamı sonraki sayfada....

Reklamlar