“Anneni 10 yıldır arıyorum” dedi


13 yaşındaki kızım, ördüğü oyuncakları satmak için bahçeye küçük bir masa kurdu. O sırada motosikletli bir adam geldi ve “Anneni 10 yıldır arıyorum” dedi.

13 yaşındaki kızım Ece, ördüğü oyuncakları satmak için bahçeye küçük bir masa kurdu. Sonra siyah motosikletli bir adam geldi ve sakin bir sesle, “Anneni 10 yıldır arıyorum,” dedi. O an bunun sıradan bir gün olmadığını anladım.

Kızım Ece daha 2 yaşındayken eşimi kaybetmiştim. O günden sonra hayat benim için iki parçaya ayrılmıştı: eşim hayattayken yaşadığımız günler ve onsuz ayakta kalmaya çalıştığım yıllar. Başta nefes almak bile zordu. Sonra Ece büyüdü; konuşmayı, gülmeyi, hayal kurmayı öğrendi. Ben de onun için güçlü görünmeyi öğrendim. Aradan 11 yıl geçti. Tam her şey biraz düzene girmiş, acımız sessizce içimize yerleşmişti ki bu kez hayat başka bir yerden vurdu. Bana kanser teşhisi kondu.

Tedavi masrafları ağırdı. Sigorta birçok şeyi karşılamıyordu. Kemoterapi günlerinden sonra eve döndüğümde bedenim bana ait değilmiş gibi hissediyordum. Ama Ece’nin gözlerinin içine baktığımda hâlâ savaşacak bir nedenim olduğunu biliyordum. Bir gün onun elinde renkli ipler ve küçük bir tığ gördüm. Annem ona tığ işini öğretmişti. Başta bunu sadece bir uğraş sanmıştım. Sonra küçük küçük tavşanlar, ayıcıklar, minik bebekler örmeye başladı. Her birini öyle özenle yapıyordu ki insan bakınca içinde sevgi olduğunu anlıyordu.

Bir cumartesi günü, uzun ve yorucu bir kemoterapi seansından döndüğümde bahçemizde küçük bir masa kurduğunu gördüm. Üzerine kendi ördüğü oyuncakları dizmişti. Yanına kartondan bir tabela koymuştu: “El emeği oyuncaklar.” Bir an yorgunluğumu unuttum. Bahçe kapısının önünde durup ona baktım. Saçlarını aceleyle toplamış, en sevdiği sarı hırkayı giymişti. O kadar ciddi görünüyordu ki hem gülmek hem ağlamak istedim.

“Canım,” dedim, yanına yaklaşarak, “bunların hepsini sen mi yaptın?”

Yüzü aydınlandı. “Evet anneciğim,” dedi. “Satarım diye düşündüm. Belki sana yardımcı olurum.”

O cümle göğsüme bir taş gibi oturdu. Gülümsedim ama gözlerim doldu. Mahalleden birkaç komşu geldi, oyuncaklara baktı, ikişer üçer satın aldı. Ece her satıştan sonra teşekkür edip paraları küçük metal bir kutuya koyuyordu. Onu izlerken içimde hem gurur hem de tarifsiz bir sızı vardı. Daha çocuk yaşta benim yükümü omuzlamaya çalışıyordu.

Ben biraz dinlenmek için içeri girdim. Koltuğa uzandım ama uyuyamadım. Tam o sırada dışarıdan alışılmadık bir motor sesi duydum. Perdeyi hafifçe araladım. Kapımızın önünde siyah bir motosiklet durmuştu. Üzerinde deri ceketli, geniş omuzlu bir adam vardı. Kaskını çıkardı. Yüzü sert görünüyordu ama gözlerinde tuhaf bir yorgunluk vardı. Onu tanımıyordum. Mahalleden biri değildi, bunu kesinkes biliyordum.

İçimde açıklayamadığım bir tedirginlik yükseldi. Kapıyı sessizce açıp verandaya çıktım ama hemen görünmedim. Adam yavaş adımlarla Ece’nin masasına yaklaştı. Oyuncaklara uzun uzun baktı. Ece biraz çekinerek doğruldu devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar