Bunları ilk defa anlatacağım. Kocam beni sürekli evde yalnız bırakıp bırakıp gidiyordu, bende canım sıkıldığı için sosyal medyada zaman geçiriyordum, guruplara katılıp arkadaş olup sohbetlere katılıyordum. Sonra bi adamla tanıştım adama bekarım dedim çünkü o bekardı. Günlerce sohbet ettik bana iyi geliyordu mutlu oluyordum, bazen de gece eşim uyuduğunda sohbet ediyorduk tabi gece biraz farklı oluyordu sohbetlerimiz, aylarca görüşmeye devam ettik artık onu görmeyi ona dokunmayı çok istiyordum. Kendisi başka bir şehirde yaşıyordu arabası vardı sen iste hemen gelirim diyordu, bazen görüntülü konuşurken bana aldığı hediyeleri gösteriyordu, dayanamaz olmuştum, o hafta şansıma kocamın akrabalarının başka köyde düğünü vardı, kaynanam görümcem kocam hepsi gidecekti, ben gitmek istemediğimi söyledim hastayım ısrar etmeyin dedim. Onlar gitmeden bir gün önce onunla konuştum gel dedim sevinçten havalara uçtu. Çok heyecanlıydım herkesi gönderdikten sonra kocama ait şeyleri sakladım çünkü beni bekar biliyordu. Akşam hava kararınca geldi elinde siyah ve büyük bir çanta vardı, içeri girdi Detaylar diğer sayfaya da
Kapı kapandığında kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Aylarca ekrandan gördüğüm adam, şimdi evimin salonunda duruyordu. Elindeki siyah çantayı yere bıraktı, etrafa kısa kısa baktı. Benimse içimde tarif edemediğim iki duygu vardı: biri heyecan, diğeri tarif edemediğim bir huzursuzluk. Oturduk. Çay koydum. Ellerim titriyordu. Konuştukça fark ettim; ekrandaki adamla karşımda duran adam aynı değildi. Mesajlarda beni anlayan, sabırla dinleyen o adam; şimdi aceleci, biraz da gergindi. Çantayı sık sık gözümle takip ediyordum ama sormaya cesaret edemiyordum. Bir süre sonra sohbetin tonu değişti. Bana yaklaşmak istedi. İşte tam o an içimde bir şey koptu. Aklıma kocam geldi. Yalnız bırakan, ilgisiz ama hâlâ hayatımın gerçeği olan adam… Kaynanam, evim, yıllardır sustuğum şeyler… Ve kendim. Aynada her gün baktığım ama sesini duymadığım kendim. “Dur” dedim. Adam şaşırdı. Geri çekildi. Gözlerimin dolduğunu fark edince sordu: — Bir sorun mu var? Derin bir nefes aldım. Aylarca sakladığım gerçeği, titreyen bir sesle söyledim: — Ben bekar değilim… Evliyim. O an yüzündeki ifade hiç aklımdan çıkmadı. Ne öfke vardı ne bağırma… Sadece hayal kırıklığı. Ayağa kalktı. Siyah çantayı aldı. — Keşke baştan söyleseydin, dedi.
Ben yalanla başlayan bir şeyin içinde olmak istemem. Kapıdan çıkarken arkasından bakakaldım. Ev bir anda çok sessizleşti. Ama bu sessizlik, önceki yalnızlığımdan farklıydı. Çünkü ilk kez kendimle yüzleşmiştim. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Ağladım. Kendime kızdım. Ama şunu da fark ettim: Ben kötü biri değildim. Ben yalnızdım. İhmal edilmiştim. Sevilmek istemiştim. Yanlış bir yola sapmıştım ama geri dönecek gücüm hâlâ vardı. Ertesi gün kocam geldiğinde her şeyi anlatmadım ama susmadım da. İlk kez “Ben yalnızım” dedim. “Ben görülmek istiyorum” dedim. Konuşmak zor oldu, yüzleşmek daha da zor… Ama kaçmak yerine kalmayı seçtim. Bu hikâyeden öğrendiğim en büyük ders şuydu: İnsan bazen yanlış kapıları çalar ama o kapıdan içeri girip girmemek hâlâ kendi seçimidir. Bir anlık mutluluk, bir ömürlük pişmanlığa dönüşebilir. Ama fark ettiğin anda durursan, hayat sana yeniden temiz bir sayfa açabilir. Ben o gün o sayfayı açtım.