Doktorlar Vazgeçmişti… Ama Bir Duvarcı Hastanede Olağandışı Bir Şey Yaptı
İstanbul’daki Atatürk Hastanesi’nde haftalardır değişikliğe uğramayan bir sessizlik vardı. Emlak sektörünün tanınan isimlerinden Mehmet Yılmaz Demir, üç haftadır katatonik durumda yatıyordu. Ülkenin en iyi nörologları bütün tedavileri denemiş, fakat hiçbir uyarana cevap alamamışlardı. Doktorlar bundan sonra umudu kesmek üzereydi. Tam bu sırada hastanenin üçüncü katında yürüyen biri duraksadı. Yenileme çalışmalarında görevli duvarcı Ali Yıldırım, 314 numaralı odanın önünde durdu ve içeri baktı. Gözleri dolmuştu. Yanından geride bıraktığımız hemşireye sessiz sedasız konuştu:
“Bu adamı tanıyorum. Yıllar evvelce eş güdümlü çalıştık. Belki… belki yardımcı olabilirim.”
Ali’nin nasırlı elleri, senelerce şantiyelerde çalışmanın izlerini taşıyordu. Kimse onun burada ne işi olduğunu anlamamıştı. Biraz sonra Mehmet’in kızı Zeynep hastaneye geldi. Babasının odasının önünde yabancı bir adamın konuştuğunu görünce reaksiyon gösterdi. “Bu adam kim?” diye sordu sertçe. Ali arkasını döndü. “Ben Ali Yıldırım,” dedi sakin bir sesle. “Babanızla otuz sene evvelce, her şeyin başında eş güdümlü çalıştık.”
Ali, Zeynep’e seneler evvelcesini anlattı. 1995’te bir şantiyede çöken döşemenin altından Mehmet’in onu nasıl kurtardığını… O günden sonra eş güdümlü hayaller kurduklarını söyledi. Dürüstlükle ve emeğe saygıyla bir şirket kurmak istemişlerdi.
Ama yolları ayrılmıştı.
“Babanız değişmeye başladı,” dedi Ali.
“Bir gün bana, büyük ortaklar amacıyla ideal bir profil olmadığımı söyledi. Utandığını gördüm. Hayatından çekildim.”
Zeynep, arşivde eski belgeleri buldu. Anlatılanlar doğruydu. Dahası, babasının iki sene evvelce yazdığı ama hiç göndermediği bir mektup da vardı:
“Sevgili Ali, başarı beni değiştirdi. Bana öğrettiğin değerleri unuttum.
Umarım bir gün beni affedersin.”
Doktor Öztürk, Ali’ye mektubu yüksek sesle okumasını önerdi. Ali okurken odada sessizlik vardı. Ve o anda, haftalardır ilk kez, Mehmet’in parmakları hafifçe kıpırdadı.
Ali elini tuttu.
“Memo… ben buradayım.”
Mehmet gözlerini açtı. Gözleri doluydu.
“Alişko…” diye fısıldadı.
Gerçek ve Değişim
Uyanışından sonra Mehmet her şeyi anlattı. Basenedığı gün, Ali’nin yaşadığı binanın yıkım iznini imzaladığını söyledi. Kendi gençliğinde karşı çıktığı bir iş adamına dönüştüğünü fark etmişti.
Suçluluk onu çökertmişti.
Ailesini şaşırtan bir gerçeği de açıkladı:
“İki sene evvelce vasiyet hazırladım. Şirketin yarısını Ali’ye bıraktım.”
Ali şoktaydı.
“Bunu kabul edemem,” dedi.
Mehmet kararlıydı.
“Bir şartla. Şirketi başta hayal ettiğimiz gibi yöneteceğiz. Çalışanlar ortak olacak. Şeffaf olacağız.”
Taburcu olduktan sonra şirketin adı değişti:
Yılmaz ve Yıldırım İnşaat.
İlk kararları, Ali’nin binasını yıkmak yerine sosyal konuta dönüştürmek oldu.
Yıllar içersinde şirket, yalnızca kazancıyla değil, insan merkezli yaklaşımıyla da misal gösterildi. Bir sene ileri toplantıda Mehmet şunu söyledi:
“Ali beni yalnızca yaşama değil, kendime döndürdü.”
Bahçede torunlarını izlerken Ali gülümsedi:
“Gerçek arkadaşlık varsa, her şey değişir.”