O gün düğün mekanı bir peri masalından fırlamış gibiydi. Misafirler yerlerini almış, törenin başlamasını bekliyordu. Gelin Selma çok heyecanlıydı, damat ise ona sevgiyle gülümsüyordu. Selma’nın gençliğinden beri yanından ayırmadığı sadık köpeği Tarçın da oradaydı. Törenin başından beri o kadar akıllıca, o kadar uslu oturuyordu ki herkes ona hayran kalmıştı.
Ancak Selma ve damat nikah masasına doğru ilk adımlarını attıkları an her şey birdenbire değişti!
Köpek aniden ayağa fırladı ve çılgınca havlamaya başladı. Selma onu sakinleştirmeye, başını okşamaya çalıştı ama Tarçın dinlemedi. Gittikçe daha da hırçınlaşıyordu.
Bir anda Selma’nın gelinliğinin eteklerini dişleriyle sıkıca yakaladı ve onu var gücüyle geriye doğru çekmeye başladı! Havlaması artık histerik bir feryada dönüşmüştü. Salondaki misafirler paniklemeye başladı, damat köpeği zorla uzaklaştırmaya çalıştı ama hayvan gözü dönmüş gibi gelini o noktadan uzaklaştırmaya uğraşıyordu.
Herkes köpeğin delirdiğini, en mutlu günü mahvettiğini düşünüyordu. Selma köpeğin çekiştirmesiyle dengesini kaybedip geriye doğru sendelediği o saniyede birden… Dehşet verici o olay yaşandı! Ve salondaki herkes, köpeğin neden bu kadar çırpındığını işte o an anladı!
Selma, Tarçın’ın beklenmedik ve inanılmaz derecede güçlü hamlesiyle geriye doğru şiddetle tökezledi. Topuklu ayakkabıları kaygan mermer zeminde tutunamadı ve sırt üstü yere yığıldı. Damat öfkeyle Tarçın’a bağırıp onu uzaklaştırmak için kollarını savurduğu o milisaniyede, yukarıdan, çok yükseklerden gelen kulakları sağır edici bir çatırdama sesi duyuldu.
Sanki gökyüzü yarılmış, binanın devasa omurgası ortadan ikiye kırılmış gibiydi.
Herkesin başı gayriihtiyari yukarı, o görkemli, yüksek tavana çevrildi. Nikah masasının tam üzerine, Selma ve müstakbel eşinin saniyeler önce adım atmak üzere oldukları o noktaya asılı duran, yüzlerce kiloluk devasa kristal avize, bağlı olduğu kalın zincirlerinden kopmuştu.
Zaman sanki ağır çekime geçmişti. İnsanların boğazında düğümlenen çığlıklar henüz dudaklarından dökülmeden, o devasa avize büyük bir gürültüyle, tam da Selma’nın az önce durduğu mermer zemine çakıldı!
Çarpmanın etkisiyle yeri göğü inleten bir patlama sesi koptu. Binlerce keskin kristal parçası, şarapnel gibi etrafa saçıldı. Salonu bir anda yoğun bir toz bulutu kapladı. Kırılan mermerlerin ve paramparça olan o antika kristallerin tiz sesi, konukların dehşet dolu çığlıklarına karıştı. Göz gözü görmüyor, kimse ne olduğunu tam olarak kavrayamıyordu